Minik Keçi Dori ve Leonidas

Yaklaşık Okuma Süresi: 8 dakika

Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde kalbur saman içinde pireler berber develer tellal iken, ben annemin beşiğini tıngır mıngır sallar iken…

Bütün hayvanların barış içinde yaşadığı uzak bir diyardaki ülkelerin birinde bebek keçi Dori varmış. Dori’nin annesi izin vermediği için hiç bu ormandan ayrılmamış. Dışarının kötülüklerle ve ölümle dolu olduğunu söylüyormuş.

Dori’nin iki tane de kardeşi varmış. İlk kardeşinin ismi Momo, ikincisinin ismi Mimi imiş. Dori iki kardeşten daha büyük olmasına rağmen adı “bebek keçi” kalmış çünkü doğduğundan beri hiç büyümemiş. Kardeşleri dışarıda hoplayıp zıplayıp diğer hayvanlarla neşe içinde eğlenirlerken minik keçi Dori’nin boyu çok kısa ve ayakları çok minik olduğu için onların yanına gitmekten utanıyormuş. Buna çok üzülen Dori ya evde hep kitap okuyor ya da minik serçe arkadaşlarıyla dışarıda oynuyormuş.

Annesinin en çok güvendiği çocuğu Dori imiş ve annesi yuvadan yemek aramak için dışarıya çıktığında kardeşlerine ve evine göz kulak olması için hep Dori’yi sorumlu tutuyormuş. Bu da minik keçinin çok hoşuna gidiyormuş.

Günlerden bir gün annesi yine yavrularına yemek aramak için dışarı çıktığında Dori dışarıdaki gölün kenarında gözyaşları içinde yürüyen bir baykuşa rastlamış. Zavallı baykuş çok üzgünmüş , diğer baykuşlara göre fazla büyük ve simsiyah tüyleri olan bir baykuşmuş. Bu özellikleri onu diğer baykuşlardan farklı yapıyormuş. Dori baykuşun yanına gidip ne olduğunu, niçin böyle üzgün üzgün yürüdüğünü sormuş. Baykuş da minik keçiye normalde sadece geceleri dışarı çıktığını, bugün gündüz dışarıda olmak zorunda kaldığını çünkü yuvasının önünde oyun oynayan haylaz yavru hayvanların yaramazlık yapıp evini yanlışlıkla yıktıklarını anlatmış.

Dori duyduklarından sonra çok üzülmüş çünkü baykuşun gösterdiği yer aynı zamanda kardeşlerinin oyun oynadıkları yermiş. Baykuşu evine kadar götürerek ona kardeşlerinin odasında bir yatak hazırlamış. Baykuşa taze lezzetli meyvelerle su ikram ederek onu güzelce ağırlamış ve arkadaş olmuşlar. Baykuşa istediği kadar onun evinde kalabileceğini söylemiş. Ona sataşan yavru hayvanların kardeşleri olduğunu, bunun yüzünden çok üzgün olduğunu, kardeşlerinin aslında iyi kalpli çocuklar olduklarını, onlara mutlaka bir ders vereceğini baykuşa söylemiş. Baykuş, Minik keçi Dori’nin bu dürüst hareketinden çok etkilenmiş ve artık dostu olan Dori’ye kendi sırrını vermeye karar vermiş.

“Ben aslında bu ülkenin gerçek kralıyım, ismim Prens Leonidas, sevgili babam vefat ettiğinde kötü yürekli üvey annem tahtı kendi oğlunun alabilmesi için beni bir baykuşa çevirerek lanetledi. O günden beri bu ormanda yaşıyorum.”

Duydukları karşısında şaşkına dönen minik keçi baykuşa bütün bunların nasıl olduğunu sormuş, kral baykuş ise devam ederek:

“Bu ormana kardeşim Prenses Miusa ile beraber gelmiştim. Ata binip beraber ormanda yürüyüş yapmak, yerdeki ağaç dallarını toplayıp minik hayvanlar için yuvalar yapmak, akşam olunca ateş yakıp başında sohbet ettikten sonra saraya geri dönmeyi küçüklüğümüzden beri çok severdik. Yine o günlerden birinde Miusa ile yerden ağaç dallarını toplarken uzaklardan birisinin ağlama sesini duydum, çam ağaçlarının olduğu yere doğru kardeşimden ayrılarak yürüdüm ve ağaçların bittiği uçurum kenarına geldiğimde yerdeki taze otların üstünde sırtüstü uzanarak ağlayan, upuzun altın sarısı saçları, zümrüt gibi yeşil gözleri, pırlantalarla süslü tacı, upuzun pembe elbisesi ile etekleri kan ve çamur içinde kalmış bir prensese rastladım. İsminin Aurora olduğunu ve Güneş Ülkesi’nden geldiğini söyleyen bu güzeller güzeli prensese daha ilk görüşte aşık olmuştum. Ona niçin kan ve çamur içinde durup çok korkmuş göründüğünü sorduğumda peşinde ona kötülük yapmak isteyen bir cadının olduğunu, ondan kaçmak için bu ormana geldiğini yolda yaralandığı için böyle olduğunu söyledi.

Leonidas Aurora’ya, bu ormanı nereden bulduğunu sorduğunda Aurora devam etti:

“Zamanında bu ormanın kralı bilge bir keçiydi, hamile olan karısı ve yeni doğmuş yavrusu minik keçiyi çok sever, onları korurdu. Bir gün sarayın avcıları bu ormana avlanmaya geldiklerinde Bilge Keçi ormandaki diğer bütün hayvanları korumak için saraydan gelen avcılarla bir anlaşma yaptı, bu anlaşmaya göre avcılar Bilge Keçi’yi alıp kendi emirlerinde çalıştıracak, bilgeliğinden yararlanıp onu kullanacaklardı. Buna karşılık olarak Bilge Keçi avcılardan bu güne kadar bu ormanda huzur içinde yaşadıklarını, bir daha bu ormana ve hayvanlarına zarar vermek isteyen kimsenin asla ormana girmeyeceğini, kalbinde kötülük olan kimsenin buraya bir adım bile atamayacağını söyledi. Bunun bedelini bilge keçi kendini feda ederek ödedi, bu yüzden ben de cadıdan saklanmak için buraya geldim.” dedi.

Göz alıcı prenses Aurora, sözlerini bitirirken kardeşim Miusa’nın büyük bir telaş ve korkuyla beni aradığını gördüm, kardeşim yanımıza gelerek saraydan gelen elçilerin babamızın öldüğünü söylediklerini hemen saraya dönmemiz gerektiğini söyledi. Zavallı Aurora yaralı olduğu için onu kucağımda taşıyarak saraya doğru kardeşimle yürümeye başladım. Ormandan çıkıp sarayın büyük taşlı yolunda yürümeye başladığımız zaman bizi orada bekleyen kötü kalpli üvey annemiz kız kardeşimi zindana attı, beni ise bir baykuşa çevirip üvey kardeşimi tahta çıkarttı. Güzeller güzeli prenses Aurora’yı zorla üvey oğlu ile evlendirdi. Herkese de ormanda kaybolduğumuzu bizden hiç haber alamadığını söyledi. O günden beri bu ormandan sarayı izler dururum, demiş. Kendisini büyük bir dikkatle dinleyen Dori’ye bakarak:

“Bilge Keçi senin öz babandır Dori, onun nerede olduğunu biliyorum, bu güne kadar ben çok büyük ve siyah renkte olduğum için diğer baykuşlar benden korkup benimle yaşamadılar, oyun oynayan yavru hayvanlar benimle eğlendiler. Bugüne kadar, benimle hiçbir hayvan konuşmadığı için kimseden yardım isteyemiyordum, benimle konuşan tek hayvan sensin. Eğer krallığımın olduğu kente dönüp bilge baykuşu bulmama yardım edersen belki o bana üstümdeki kara büyüyü nasıl kaldıracağını ve kız kardeşimle prensesimi nasıl kurtaracağımı söyler” dedi.

Baykuş sözlerini bitirdiği zaman Dori annesinin niçin bu zamana kadar onu ormanın dışına çıkarmamış olduğunu anlamış. Baykuşun bütün anlattıklarını annesine de anlatarak ona yardım etmek için annesinden izin istemiş ve böylece minik keçi, annesi ve baykuş kötü yürekli üvey anne ile oğlunun yaşadıkları saraya gidip Bilge Keçi’yi kurtarmışlar. Bilge Keçi, Prens Leonidas’ın üstündeki kara büyüyü kaldırmış. O anda kocaman simsiyah olan baykuş siyah saçlı uzun boylu yakışıklı mı yakışıklı bir Prense dönüşmüş. Prensin büyüsü yok edildiğinde tekrar tahtını almış ve Aurora ile evlenmiş. Kız kardeşini ise kurtarmış.

Kral Leonidas, Bebek Keçi Dori’ye dile benden ne dilersen demiş. Cadıya emrederek onun boyunu ve ayaklarını uzatabileceğini, onu kardeşleri kadar büyük bir keçi yapabileceğini söylemiş. Lakin Dori farklılıklarımızın bizi özel yaptığını, diğer herkes gibi olmaya çalışmanın ve kendimiz olduğumuz için kimseden utanmamamız gerektiğini, ailesine kavuştuğu için çok mutlu olduğunu ve onun buna yeteceğini söylemiş.

Kıskanç üvey anne ile oğlu birer ata dönüşerek ömürlerinin sonuna kadar Kral Leonidas ve Kraliçe Aurora’nın arabası olmuşlar. “Gökten üç elma düştü; biri bana, biri dinleyenlere, diğeri de bütün iyi insanlara.”